« Geri Dön

BOĞAZDA ERGUVANLAR AÇTI. HABERİNİZ VAR MI ???

Dünyanın Koronovirüs Kovid 19 Salgını ile tanışalı yaklaşık altı ay oldu. Ama Çin’de başlayan bu salgın bize o günler çok uzaktı. ‘’Davulun Sesi Uzaktan Hoş Geliyor…’’ misali insanlar çok ciddiye almıyor, aralarında şakalaşma konusu oluyordu…

Salgının Türkiye’de kendini hissettirmesi 11 Mart 2020’den sonra başladı. Kimi zaman ‘’Bilim Kurulu’’ adıyla çağdaş bir danışma mekanizması kurulup doğru strateji belirlenirken, kimi zaman saat 24.00’de başlayacak sokağa çıkma yasağı saat : 22.00’de duyurulup ‘’sosyal mesafe’’ kavramını hiçe sayan ve sonrasında İçişleri Bakanı’nı istifaya götüren yanlışlar yapıldı. Gün itibarıyla günlük vaka sayımız, iyileşen hasta sayımızın 1/3’ü gibi oranlara düştü, ölümler azalmaya başladı ; sanki iyi gidiyoruz.

Çok detaylarına girmeden özetlediğim bu süreç sonrası yaşadığımız tüketim toplumunda insanın aklına ‘’nasıl tekrar ayaklarımız üzerinde duracağız’’ , ‘’kriz sonrası n’apacağız …’’ soruları geliyor. 

Makro ekonomik verilere girerek hem haddimi aşmak, hem de konuyu dağıtmak istemiyorum… Ben emlak piyasasında ne’ler değişecek noktasında görüşlerimi genelde İstanbul’da Emlak Piyasası ve özelde de Boğaziçi Emlak Piyasası olarak iki ana başlıkta değerlendirmek istiyorum.

Genel emlak piyasasında konut kredileri uygun oranlarda devam ettiği sürece bir düşüş olmayacağını, hatta maliyetler arttığı için 1.el emlak piyasasında kısmen yükseliş olacağını ; ancak işsizlik, piyasalarda daralma, nakit akışı bozukluğu, vb. durumlar bugünkü durumdan çok daha yukarı çıkacak olursa bu durumun sürdürülebilir olamayacağını ve tekrar bir düşüş yaşanabileceğini düşünüyorum.

Yaşadığımız bu süreç n’olursa olsun iş yaşamını etkileyecek. Avm’lerde başta olmak üzere, genel işyeri kiralarında gevşemeler, devren kiralık el değiştirmeleri ve sonucunda fiyatlarda gevşeme olabilecek gibi görünüyor.

Boğaziçi emlak piyasasında durum biraz farklı olacak gibi geliyor bana… Bugün servet sahibi bir iş insanı bile çok fazla borçla bu salgın dönemine girmiş olabilir. Bu yaşadıklarımızdan sonra insan bir durup düşünmez mi ; ‘’Bu strese değer mi ?’’

O kadar servetin içinde uzun süre evine kapanan bir insan ‘’Çalış çalış nereye kadar biraz da kendimi ödüllendirmeyecek miyim ? Ömür dediğin üç gündür. Dün dediğin geldi geçti, yarın dediğin belki. Ömür dediğin bir gündür, o da bugündür …’’ gibisinden bir bakış açısına sahip olmaz mı sizce ??? 

Bence bu olacak ve olmalı … Bu tür düşünen insan sayısının her geçen gün artacağını hep beraber göreceğiz. Örneğin yaşadığımız bu süreçte Boğaziçi’nin tacı olan erguvanlar açıldı ve dökülüyor haberiniz var mı ? Boğazda hava güzelse her taraf mis gibi kokuyor, her yer yeşil-mavi, cıvıl cıvıl kuş sesleri … 

İstanbul'da yaşayan, belli düzeyin üzerinde maddi olanaklara sahip bir insanın bu yaşananlardan sonra ömrünün kalanına farklı bir anlam yükleyeceğini , yaşama bugüne kadar olmadığınca başka bir pencereden bakacağını düşünüyorum.

Kısa vadede işleri veya nakit akışı bozulan, krize kredi de yakalanan bir iş insanı mülkünü veya mülklerini satmak zorunda kalacak. Bu durum da belli bir zaman piyasada bugüne göre daha düşük emsal fiyatlar oluşturacak. Ancak bunun derinliği ne olur, ne kadar zaman sürer bunu yaşayarak göreceğiz.

Yaşadıklarımızın ekonomik sonuçları nasıl olursa olsun, dünyayı siyaseten ve kapital olarak yönetenler ; gaflet içinde, aç gözlü ve umursamaz tutumları ile yaşadıklarımızın birinci derece sorumlularıdır.

Çok insanın bugünlerde yaşadıklarımızın bir milat olduğu ile ilgili öngörüleri var. Ben de katılmıyor değilim bu görüşe… Ama bu duruma bizim ömrümüz yeter mi sorusuna ; ''hepimizin kendi içimizde veya dışımızda çözümün neresinde olacağız...'' cevabımızın çok etkili olacağını, kendimiz dışında çözüm aramaların süreci uzatacağını düşünüyorum.

Ne yaşarsak yaşayalım ‘’umut’’ herşeydir. Elimizdeki verileri tabii ki gerçekçi bir gözle okumalı ve risk analizi yapmalıyız. Ama bu bizi vesveselere götürmemeli. Umutla beslenen özgüvenin ne’ler yapabileceğini insanoğlu çok olayda göstermiştir. Aynada kendinize bakın şahsınızda da bu durumun çok farklı olmadığını göreceksiniz. Rahmetli Çetin Altan’ın dediği gibi ‘’Enseyi Karartmaya Gerek Yok…’’ yarınlarımız, bugünlerimizden daha iyi olacak.  


Kategori: Ayda Bir (Köşe Yazısı) Okunma: 393 Tarih: 05 Mayıs 2020 / Salı Yazar: Ulvi Özcan


s