« Geri Dön

Bir Prense Yalı Arıyoruz!

    Ülkemize yabancı yatırım gelmesi, ülke markalarımızın dünyada tanınır ve tercih edilir olması, ihracatımızın artması, nitelikli insanımızın bilgisinin/vizyonunun dünyada takdir ve tercih edilir olması şüphesiz hepimizin beklentisidir. Bu konuda çaba göstermek devletimizin, meslek örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin ; desteklemek de hepimizin sorumluluğudur.

    Başbakanımızın Davos?taki ?One Minute? çıkışı ve dizilerimizin Ortadoğu ve Körfez?de yayınlanıp, beğenilir olmasından sonra ülkemize bu ülkelerden ciddi sayıda turist gelmeye başladı. Kamuoyundaki adıyla Mütekabiliyet Kanunu?nun (Tapu Kadastro Kanunu?nun 35 ve 36. maddelerinde değişikliği öngören 03/05/2012 tarih ve 6302 sayılı kanun) çıkmasından sonra ülkemizde ciddi sayıda Arap Yatırımcısı?nın yatırım yapabileceği beklentisi oluştu. Yalı sahipleri, malikane sahipleri, otel sahipleri, avm sahipleri ; çok parası olan Arapları, Rusları bekler oldular adeta? 

    Oluşan bu yatırım ikliminden sonra Arap turistleri gezdiren turizm şirketlerinden, Ortadoğu ile ticareti olan veya bu coğrafya ile iş yapılabileceğine inanan girişimcilerden yalı, malikane talepleri almaya başladık. Bu talepler çoğunlukla ?Bir Suudi Emir?e veya bir Katar Prensi?ne yalı arıyoruz, yatırım için büyük arsa arıyoruz ?? şeklinde olmakta. Bu talep bazen bir hukukçu tarafından : ? Körfez?de faaliyet gösteren müvekkil bir emlak şirketinin üst düzey bir müşterisi için yer arıyoruz?? şeklinde de olabilmekte?
 
    Ancak geçen zaman içinde bu tür taleplerde bir-iki münferit istisna dışında bir ilerleme kaydedilmemiz mümkün olmadı. Bu durumun sebeplerini irdelediğimizde birkaç temel sorunla karşılaşıyoruz. Birinci sebep pazarlamaya konu olan yalı, malikane, vb. kıymetli mülklerin sözde potansiyel alıcılar tarafından hemen o gün veya ertesi gün görülmek istenmesi. İkinci sebep potansiyel alıcının kimliğinin gizli tutulmaya çalışılması. Üçüncü sebep ise potansiyel alıcının ülkemizde olduğu iki, üç günlük sürede kendisine refakat eden onlarca muhataptan her birinin ayrı-ayrı, konuyla ilgisi olabilecek emlakçıları arayarak, ?potansiyel satılık? yalıyı/malikaneyi görmeye çalışmak istemeleri, satıcıların gözünde sanki bir anda farklı-farklı on müşteri varmış gibi yanlış algı yaratılması? Bu duruma ek olarak yaşadıkça ortaya çıkan birçok faktörü sıralayabiliriz?

    Düşünsenize dededen kalma bir yalınız var ve yedi mirasçısınız, yedi senedir de mirasçılar arasından ?en tok satıcı? akrabanızın ?gönlünden geçen? rakama göre yalınızı satmaya çalışıyorsunuz. Yedi senedir de doğru düzgün bir alıcı karşınıza çıkmamışken ; bir gün bir emlakçı geliyor : ?Bir Suudi Prensi için yalı arıyoruz. Alıcıya kaç USD söyleyelim?? diye soruyor. Ertesi gün başkası : ?Bir Katar Emiri?ne yer bakıyoruz. Fiyatınız nedir ???...? diye soruyor. Ve daha onlarcası kapınızı çalıyor. Aslında aynı müşterinin kim olduğunu bile anlamadan onlarca emlakçı size aynı talebi birden aktarınca siz de birden onlarca müşteri kapınızı çalıyor zannediveriyorsunuz !!! 

    Bu insanların yerinde siz olsanız bir dakika ya neler oluyor demez misiniz ? Acaba fiyatlar çok artacak da bizi kandırmaya mı çalışıyorlar diye düşünmez misiniz ? İşte son zamanlarda bu filmi çok seyrediyoruz maalesef, birbirinden özünde pek farklı olmayan şekillerde. 

    Son zamanlarda üst düzey müşterisi olan Körfez Ülkeleri?nde, Suudi Arabistan?da, İran?da faaliyet gösteren emlak firmalarının arayışları gündeme damgasını vurmakta? Bu firmaların Türkiye?de diyalog içinde oldukları kişiler potansiyel satılık avm, otel, yalı veya malikanenin sahibi ile görüşmek istediklerini, satıcının istediği fiyat üzerine % 10 gibi bir rakam koyarak kendilerinin alacağı hizmet bedelinin garanti altına alınmasını istiyorlar. Konuyu bir örnekle açıklamaya çalışalım. 13-15 milyon usd civarında ekspertiz değeri olan bir yalı için 20 milyon usd . isteyen satıcıya, aracıların istediği % 10 hizmet bedelini ekleyebilirsiniz denince satıcı da fiyatı 22 milyon usd demiyor 25 milyon usd. diyor? Bu alım-satımın gerçekleşmesi zor olmakla birlikte, gerçekleştiği takdirde alıcının mağdur olacağı tartışmasız bir gerçektir. 

    Biz bu filmi yıllar öncesi ?Almancı? adı ile anılan, Türkiye?den Avrupa?ya çalışmaya giden insanlarımızın Türkiye?de emlak yatırımlarında da seyretmiştik. İstanbul?da veya göç ettiği memleketinde bir akrabası veya çocukluk arkadaşının tavsiyesi ile yatırım yapan Almancı, yıllar sonra 150.000 Mark?a aldığı daireyi 80.000 Mark?a sattığında ne kadar kandırıldığını görmüştü. Bu mağduriyette vekil olanın iş bilmemesi ile birlikte, müteahhite benim için de % 10-15 üzerine koy talimatının etkisi olduğu da artık biliniyor... Şimdi bakıyorum otobanlarda Almanya, Belçika plakalı gurbetçi otomobilleri İstanbul?a uğramadan memleketlerine gidiyorlar. Ya analarının, babalarının mezarını ziyarete, ya da çocukluklarıyla kucaklaşmak için ? Ama yatırım yapmıyorlar artık.

     Bugün güvenin en önemli ticari enstrüman olduğu dünyada gerçekten Türkiye?de yatırıma sıcak bakan bir yabancı yatırımcının mağdur edilmesi kadar trajik bir durumu düşünemiyorum. Ancak Türkiye ile ilgili tanıtım yapılırken emlak yatırımları hakkında doğru tanıtım yapılmazsa, maalesef ülkemizin ve tüccarımızın algısının kötü olacağı kaçınılmaz bir gerçektir.

     Lüks emlak yatırımları ile ilgili bir başka yanlış algı da sanki Araplar, Ruslar yalı, malikane almak için sıraya girmişler ? Böyle bir durum yok ? Konuştuğumuz yabancı yatırımcıların çoğu Türkiye?de lüks emlak fiyatlarının Londra, Paris, Milano, vb. gelişmiş ülkelerin büyük şehirlerle kıyaslanmasının doğru olmadığını düşündüklerini ; bunun da sebebinin Türkiye?nin ekonomisinin bu ülkelerle kıyaslanamayacak durumda olduğunu paylaşıyorlar.

    İnancım odur ki ülkemizde siyasi, ekonomik, sosyal istikrar olduktan sonra İstanbul, İzmir, Bursa, Antalya gibi şehirlerimizdeki emlak değerlerinin çok daha yukarılara çıkacağıdır. Ancak bu durumun gayrimenkul yatırım ekonomisi ile olması imkansızdır. Gelişigüzel gayrimenkul yatırımları ancak bir rant ekonomisi getirir ki ; biz bu filmi yakın tarihlerde Amerika?da, İspanya?da ve dünyanın pek çok ülkesinde seyrettik. Doğru olan ülkemizden çok markanın çıkması, bilimde teknolojide önde olmamız, katma değer yaratan bir ekonomiye sahip olabilmemizdir. Çalışmaya, akıla, sağduyuya, bilime, çevreye önem verdikten, kollektif üretim bilincine sahip olduktan sonra neden olmasın ?


Kategori: Ayda Bir (Köşe Yazısı) Okunma: 1458 Tarih: 23 Temmuz 2013 / Salı Yazar: Ulvi Özcan


s